BASINDA

Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki Söyleşi

Elcin_Poyrazlar

Elcin_Poyrazlar

 

Elçin Poyrazlar’dan “Gazetecinin Ölümü”

Uzun yıllardır yurtdışında gazetecilik yapan Elçin Poyrazlar, ritmini ve heyecanını hiç yitirmeyen bir siyasi polisiyeye imza atarken politika, ticaret ve medya ilişkilerini de deşifre eden bir kurgu sunuyor okurlara.

‘Gerçek kurguyu çoktan aştı’

– Ekonomi, politika eğitiminin ardından, Cumhuriyet’in Brüksel ve Washington DC temsilciliğindeki başarıların, habercilikteki titizliğin özellikle bir meslektaşın olarak benim de malumum. Bu kariyer rotası, edindiğin deneyimler, romanı kurgularken kalemini nasıl donattı?

– Aslında başta kafamda Türkiye’nin AB ve ABD ekseninde, Batı ile yaşadığı gel gitler ve giderek dramatikleşen ilişkilerini anlatacağım bir inceleme-araştırma kitabı yazmak vardı. Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde önemli dönüm noktalarını gazeteci olarak bizzat izleme şansım olması bir avantajdı elbette.

2005’de AB ile başlayan müzakere süreci ve sonrasını 2007’den sonra da Barack Obama’nın seçileceği ABD başkanlık yarışını Washington’dan takip ettim. Söz konusu “gazeteci kitabımı” yazmak için elimde bir sürü malzeme vardı. Fakat masaya oturduğumda siyasetle gündelik bir ilişki içine girmiş biri olarak bunun kurguyla anlatılmasının çok daha etkili ve eğlenceli olacağını fark ettim. Hem birikimimden hem de polisiye sevdamdan faydalandım.

 

“DEZENFORMASYON YAŞIYORUZ, KOMPLO TEORİLERİ BAŞ TACI”

 

– Gazetecilik polisiyeyle nasıl buluştu? Bilinen ama hani “bilinmeyen”, üstü örtülen bu “dünya savaşı”nda kitabın gözü, izlek hangi açı ya da açılardan mevzilenerek ve yakın tarihin hangi ulusal veya uluslararası acı yaşanmışlıklarından esinlenerek yazıldı? Nasıl bir şah mat ya da şah mat mı Gazetecinin Ölümü?

– “Gazetecinin Ölümü” bir şah mat değil elbette. Hayat ve siyasetin yüzyıllardır süren döngüsünde bir gazeteci roman kahramanının kısacık bir serüveninin okurla buluşması, o kadar. Kitabı yazmaya Arap isyanlarının bölgeyi kavurduğu ve doğal olarak Türkiye’yi ciddi bir biçimde etkilediği bir dönemde başladım.

Bölgesel karmaşa ve savaş tehdidi hala can yakıcı bir biçimde devam ediyor. Böylesi ortamlarda Türkiye’nin de dahil olduğu soğukkanlı politikalar üretemeyen ülkelerde komplo teorileri baş tacı edilir. Bugün o kadar büyük bir dezenformasyon yaşıyoruz ki kendi ülkemizin ve bölgenin dinamiklerini sürekli komplo teorileriyle açıklar olduk. Bu tür geçiş dönemlerinde elbette bölgede siyasi karmaşadan kendine pay çıkarmaya çalışan, fırsat kollayan pek çok ülke, siyasi grup, şirket olacak. Ama çuvaldızı biraz da kendimize batıralım, son dönemde nasıl bir çizgi izlediği belli olmayan Türk dış politikasının hiç mi katkısı yok?

– Her ölüm sıradışıdır kuşkusuz ama gazetecinin ölümü başka. Bir gazeteci olarak nedenini yazık ki çok iyi bilmekle birlikte, okurlar adına sorarsam “neden?” Nasıl bir “kelle koltukta” olma durumu söz konusu kitapta? 

– İşte benim biraz da dokunmak istediğim buydu. Gazetecilerin aslında ne kadar kırılgan ve yalnız olduğunu göstermek. Sonunda ailesi, kurumu ya da ülkesi korumayabilir onu. Siyasi cepheleşmede soğuk ya da sıcak bir savaşta genellikle önce gazeteciler zarar görür. Habercilik o kadar büyük bir tutku ki -sadece bir iş olarak tanımlanamaz- iyi bir gazeteci ölüm pahasına o haberi okuruna getirir. Çünkü daha büyük bir iyiliğe hizmet edeceğini düşünür, en azından ideali bu. Kitabın kahramanı Selin Uygar ne kadar korksa da ülkesinde ya da bölgede birşeylerin değişmesi için siyasi bir komployu dünyaya duyurmaya çalışır. Bunun ağır bedeli pahasına.

– Gazetecinin Ölümü’nü, ip ucu takibi ve bulgulara ulaşma açısından nasıl bir biçemde, nasıl bir aksiyonda kaleme almayı tercih ettin?

– Ben tutkun bir polisiye okuru olarak temposunu yitirmeyen kitaplardan hoşlanıyorum. Beni içine alsın ve elimden düşürmeden kitabın dünyasında gezeyim isterim. Tabii bunun olay örgüsünü önde tutma derdiyle derin tasvirlere girememe ve bazen okuru boşlukta bırakma gibi bir riski var. Selin Uygar bir polis, dedektif ya da ajan değil. Sadece bir gazeteci ama sahip olduğu habercilik güdüleriyle delilleri toplayıp araştırıp cinayeti çözmeye uğraşıyor. Elindeki tek silahı ise kalemi.

 

“TÜRK SİYASETİNDE YALAN ARTIK ÇOK DAHA AÇIK VE YAKICI”

 

– ABD-terör-Türkiye, bölge dengelerinin devindiği yalan çemberini ne izlekte yazdır? Romanda da gerçek hayatta olduğu gibi “pek hevesli, vazifeşinas” Türk hükümetine biçilen “onursuz” yol nasıl vurgulanıyor? Stratejik ortaklık yoluna el kana doğrudan ve dolaylı nasıl bulanıyor?

– Siyaset yalancı, çıkar üstüne kurulu ve çirkin. Bu gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde de böyle. Yani sadece Türk siyaseti değil söz konusu olan. Ancak son dönemde Türk siyasi sahnesinde yalan unsuru çok daha açık ve çok daha yakıcı bir biçimde öne çıkıyor. Bu, vatandaşlarımızın zekasına ve kişiliğine hakaret eden bir düzeye geldi. Romanda gücü elinde tutanların kamuoyunu aldatma meselesi çok da şaşkınlık yaratacak bir durum değil. Bu ülkede iktidar, Uluslararası ittifakları, eğilimleri ve icraatları konusunda defalarca kamuoyunu yanılttı. Aslında acı olan şu; gerçek kurguyu çoktan aştı.

“GEZİ NEFES ALDIRDI AMA BU YETMEZ”

– Hiç rahat nefes alamıyor roman kişileri, karanlık derin takipte. Fakat hani kötüsü bol batası dünyanın içinde iyilere de güç, yaşama hakkı, olayları bir nebze olsun değiştirebilme şansı verili romanda. Böyle duyumsadım, doğrusunu elbet yazarı bilir.

– Hepimiz biliyoruz ki bu dünyada ve bu ülkede berbat şeyler oluyor. Çocuklar tecavüze uğruyor, canlı canlı yakılıyor ya da bir anne eşi tarafından delik deşik edilerek can veriyor. Günde 5 lira için çalışan insanlar yerin yüzlerce metre altına girip göz göre göre topluca katlediliyor. Ülkesindeki savaştan kaçan çocuklar İstanbul’un çıplak kaldırımlarında uyuyor. Ben insanların nasıl hergün isyan etmediğine şaşırıyorum aslında. Hep hayat deyip geçiyoruz, yorgunuz, korkuyoruz. Ama içimizde biryerlerde herşeyin daha iyi olacağına dair inancımız duruyor. Romanda da dediğin gibi bu umut ışığını okura hissettirmeye çalıştım. Uumut olmasa mahvolurduk!

– Düşlediğin dünya henüz uzakta, değil mi Elçin? Diğer öngörülerin ne?

– Çocukken düşlediğim dünyanın gerçek olmadığını öğrenmek yıkmıştı beni. O yüzden artık pek de idealleştirmemeye çalışıyorum bu gezegeni. Bize verilen 0-70 yaş arasına sıkışmış bir hayat var. Mümkün olduğunca ona sıkı sarılmak ve onurunla basit yaşamak lazım bana kalırsa. En başta da işini hakkını vererek yapabilmek. Eğer siyasi öngörülerimi soruyorsan pek iç açıcı bulmuyorum bu ülkenin kısa vadede geleceğini. Yönetim baskıcı, manipülatif ve sert bir rejime dönüşüyor. Geçen yılki Gezi eylemleri bu süreçte pek çok insana nefes aldırdı ama bu yetmez. Daha güçlü, daha örgütlü bir harekete ihtiyacı var memleketin. Ancak Gezi bize çarpıcı birşey de gösterdi: Güzellik siyasetin çok üstünde. Ben o itici gücün er ya da geç hayat bulacağına inanıyorum. İster iyimserlik deyin buna ister öngörü.

Bunları da beğeneceğini düşündük

No Comments

Yorum Yazın